Tuğba Tekeli

Ey Özgürlük

20 Nisan 2020 Saat: 00:20

Çocuklar! Ahh çocuklar! Bu dönemden en çok etkilenen elbette ki onlar.

Karantinamızın bittiği son günden yazıyorum sizler için bu yazımı. Büyük bir maceranın içinden çıkmış gibi yorgun, telaşlı ve bir o kadar da heyecanlıyız. Böyle zamanlardan geçeceğimizi kim bilebilirdi?

Dünya artık insanoğlunun kibrinden, bencilliğinden, vurdumduymazlığından ve kendiniz bulunmaz hint kumaşı sanmasından o denli yorulmuş ki nedeni korkutucu da olsa eski asıl haline dönmesi gerektiğini düşünerek bize bir oyun oynadı. Bu oyunun mimarları yine insan elbette ki! İnsan yaratılanların belki de en kötüsü, vahşisi ve egoisti.

Bir şekilde düzene ayak uydurmak zorunda kalanlar sistemin çarklarında ezilip duruyor. Kendini tekrar eden milyonlarca hata var. Öze dönmek hiç kimsenin yeterince gitmeye cesaret edemediği, varamadığı bir masal adeta. Biz hani hep derler ya freni patlamış kamyon gibi hızla yaşamaya devam ettik. Durup dinlemedik, dinlenmedik ve durulmadık; doyasıya kadar çağladık. Akışa kapılıp çarpa çarpa işte bu sona vardık. Umuyorum sonu mis gibi serin ve parlak sulara çıkacak!

Meğer ne kıymetliymiş istediğin an gökyüzü ile buluşmak, bir kuşun kanadında gibi seyahatler etmek, dilediğince yürümek ve dost sohbetlerinde kendini yeniden bulmak. Ne kadar alışmışız hıza, tüketmeye ve ertelemeye. Şimdi pek çok şeyi yapabilmek için vaktimiz var mı onu bilmediğimizin farkına vardığımız bir süreci yaşıyoruz. Denize varacağımız sokakların tozunu özlüyoruz. Çocuklarımızla şen kahkahalar atarak koşmak oynamak ne kadar kıymetli gün be gün düşünür olduk.

Çocuklar! Ahh çocuklar! Bu dönemden en çok etkilenen elbette ki onlar. Onlar için bitsin şu kaos, gitsin şu çıldırmışlık hali üzerimizden. Lütfen ve lütfen bize bir şeyler öğretmiş olsun. Her şeyi geride bıraktığımızda eskiye dönmeyelim ne olur!

Kötülük hamurumuzda yok, hep sonradan öğrendik yanlışları. Hep kendimizi koruyamadığımızdan kandık kendimizin yalanlarına, oyunlarına, kıskançlıklarına, kibrine. Kendimizi hep en iyi, mükemmel hatta vazgeçilemez sandık. Biricik ve eşsiz olan tek şey aslında o koskoca evrendeki minik mavi top. Gerisi kocaman bir teferruat. En kıymetli şey ise nefes almak, özgürce. Özgürce durabilmek veya  ilerleyebilmek, keşfedebilmek ve öğrenmek.

Eyy Özgürlük gel artık! Daha çok bekletme bizi. Söz değişeceğiz, güzelleşecek kalplerimiz. En azından ben kendi adıma söz verebiliyorum. Ya siz? Siz değişecek misiniz?