teyap
Erdal Uzunoğulları
Erdal Uzunoğulları

Bir Zamanların Gerçek ve Tek Dostu: “Radyo”!

8 Mayıs 2014 Saat: 22:05
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu yazı 1.399.576.024 kez okunmuştur

Sevgili kitapkurtları Çocukluğumda televizyonun kullanılmadığı yıllarda düğmesine bastığınızda ya da kadranını çevirdiğinizde bizden çok uzakta olan haberin, müziğin, şiirin, paylaşımın ses dalgaları içinden akıp gelerek size ulaşmasını sağlayan bukutu, sihirli kutu neydi acaba? Tarihten bu yana sayısız buluşa imza attı insanoğlu. “İnternet çağı”na ulaştığımız bu güne kadar “gelişim” adınaydı her yenilik. Hayatımız kolaylaştı… Zamandan kazandık… Fakat içlerinde bir tanesi var ki, icadının üzerinden (İtalyan Mucit GuglielmoMarconi)149 yıl geçmesine rağmen yalnız şekli değişti, etkisi değil. Belki küstü, kimi zaman sustu… Bekledi… Sonunda önüne geçemeyen kitlesel iletişim araçlarına yenilmeyerek, “Dijital Dünya” daki yerini aldı. Radyoydu o! Aradan geçen 143 yıl demlendirdi sevgisini, büyüsü azalmadı. Vazgeçilmezi oldu insanoğlunun. Her nesnenin, her olayın, her insanın kısaca her şeyin bir tarihi, bir hikâyesi olduğu gibi radyonun da bir hikâyesi vardır sevgili okurlarım.İlki bakalit olan bu sihirli kutu mobilya daha sonrada ağaçlardan yapılıydı.  Ağaç mobilyalı radyoların sesi daha iyi ileteceği düşünülerek ve özellikle de ceviz ağacının sesin hakkını vereceği düşüncesiyle radyoların mobilyalarının ağaçla kaplanması yaygınlık kazanmıştır. Bu vazgeçilmezliğin bir nedeni vardı elbet. İnsanların ilk göz ağrısıydı. Samimi, içten, anlatmayı anlaşılmayı öne alan. Yalnızlığa direnen bir ses! Hiçbir teknolojik buluş o sihirli kutu kadar özgür kılamadı ruhları. İçten, sevgi dolu bir bağ oluşturamadı insanlar arasında. Hiç kuşkusuz, samimiyetin, sevginin iletişim üzerindeki en büyük etkisini yaşadık radyoyla. Bu yüzden ayırmadık onu yanımızdan, yanı başımızdan. Çevrilen bir düğmeyle yanan yeşil ışığın ardından, geçiş yaptık ahşap kutulardaki sihirli dünyalara. Hayata, insana dair her şeyin sığdırıldığı o sihirli kutu, tarihin en güzel en acı anılarını da kaydetti insanlık defterine. Haberler, kültür, sanat, eğlence programları… Seslerdeydi sihirin etkisi. Birileri dinletti bizler dinledik. Bize düşen hayal etmekti. Seslerin sahiplerini, mekânları, olayları hayal ettik özgürce. Neler sunmadı ki bize radyo. Herkes kendine göre tarif eder radyoyu. 30 yaş üstü kuşağa sorsanız, en güzel onlar anlatır radyoyu.Türkiye’de radyo yayıncılığı 1927 yılında başladı. 6 Mayıs Sabahı Sirkeci’deki büyük postane binasının bodrum katında başlayan ilk yayın İstanbul Radyosu adıyla yapılmıştır.İstanbul Radyosu akşam saatlerinde kendi binası önündeki hoparlör le duyurduğu yayınlardan sonra 3 Şubat 1932 Sabahı ilk naklen yayınına hazır hale geldi ve ilk naklen yayın ATATÜRK ‘ün İsteği ile Ayasofya Camii’nden Kadir gecesi okunan Türkçe Ezan ile başlamış Ve mevlit ile devam etmiştir.Radyo yayıncılığı; fiilen 1990′a, anayasal olarak 1993′e kadar devlet eliyle yürütüldü.1994 Yılında çıkarılan kanunla devlet tekeli kalktı ve özel yayıncılık devreye girdi.Sonuç olarak sevgili kitapkurtları, o kuşağa mensup biri olarak diyecek birkaç sözüm var radyoya dair. Çocuktum onunla tanıştığımda. Sesin büyüsüne kapıldım. Ahşap kutudan yansıyan yeşil ışık “geç” dedi yüreğimde yıllarca sürecek sevdaya… Büyüklerimin diliyle “ajanslar” ilgilendirmiyordu beni o yıllarda. “Çocuk Bahçesi”, “Radyo Tiyatrosu”,“Okul Bahçesi”… Dinlemeyi sabırsızlıkla beklediğim programlardı. Radyo, hayallerle dolu, gizemli bir dünyaydı benim için. Küçücük dünyamı okuduğum çizgi romanlarla ve radyo dinleyerek, özgürce kurduğum hayallerimin zenginleştiğini gördüm. Saygılarımla..

 

YORUMLAR

Bu Yazıya Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

BİZİM DARICA - Darica Haberleri - Darica Gazetesi Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

Yukarı ↑