Yükleniyor...
Tuğba Tekeli

Tuğba Tekeli

tugbatekeli@gmail.com

Uçurum

17 Eylül 2012 Pazartesi Saat 19:35

Uçurum deyince ilk olarak kayalara çarpan kocaman dalgalar geldi aklıma, delicesine akan büyük su birikintileri, soğuk kayalar ve bolca rüzgâr. Ama bahsetmek istediğim gerçek olmayan uçurumlar. Örneğin insanlar arasındaki büyük uçurumlar. Bilhassa sanatçılar ve yazarlar ile aramızdakiler. Onların ulaşılmaz olmaları, dokunulmaz, hissedilmez ve görünmez olmaları her daim bende bir sürü soruya neden olmuştur. Neden onlar da bizim gibi olmalarına rağmen sanki uzaydan gelmiş yaratıklar gibi algılanıyorlar? Cevabı çok basit, çünkü onlar bizimle aralarına görünmeyen uçurumlar inşa ediyorlar.

***

Cezayir’in bu yönünü seviyorum işte. Burada sokakta ünlü bir oyuncu ile karşılaşınca konuşabiliyorsunuz, farklıymış gibi davranmıyorlar. Türkiye’de böyle mi oysa? Biriyle konuşmak isteseniz, bir soru sormak isteseniz, öyle zor ki aramak, bulmak, ulaşmak. Hepsi kendini saklıyor, başkalaştırıyor adeta. Bazen heyecanla yolladığınız maillerinize bile cevap vermiyorlar. Oysa sadece bir merhaba bile iyi gelebilecekken.

***

Hani okuldaki öğretmenlerimizin hayatlarını merak ederiz bir dönem, “Acaba onlar da bizim gibiler mi?” diye. O hayatlara şahit olunca ise aslında nasıl da birbirimize benzediğimizi görünce şaşkına döneriz. Çünkü onu kafamızda çok başka bir kişi olarak tasvir etmişizdir bilmeden. Seviniriz bizden olduğuna, onun gibi olduğumuz için mutlu oluruz. O kadar çok söylemek istediğimiz şey vardır ki onlara ama cesaret edemeyiz hâlbuki neden, çünkü kimisi o derin uçurumların ötesinde bir yer edinmiştir kendine, kale kapılarını sımsıkı kapatır.

***

Ben hep daha farklı hayal etmişimdir oysa. Keşke hayat hayal ettiğimiz yönde şekillenebilse. Sevdiğimiz bir yazarla buluşup konuşabilsek, ona anlatabilsek, onunla yazışabilsek. O uçurumları durgun denizlere dönüştürsek ve birlikte yüzebilsek. Mesela tüm sevdiğim yazarların bir arada olduğu bir kutlama hayal ederim hep, 50. Yaş günüm olabilir bu. Çağırdığımda gelseler keşke, onlara en sevdiğim kurabiyelerden yapsam, birlikte satırlar okusak sayfalarından, onları kendileri gibi görebilsek, oldukları gibi. Oysa gerçekler çok başka öyle değil mi? İşte bu yüzden hayal etmeyi daha çok seviyorum. Büyük bir şölen sofrasının bir ucunda Hemingway’in, diğer ucunda Wirginia Woolf’un oturduğunu hayal ediyorum. Tüm sevdiklerimizin bir arada olabildiği durumlar hayal ederiz ya çoğu zaman; benimki de öyle bir şey işte. Bir masada Elif Şafak, Kürşat Başar, Nermin Bezmen, Tuna Kiremitçi ve daha sayamadığım diğer sevdiğim yazarlarla bir arada olabilsem acaba neler konuşurdum? O kocaman uçurumu görünmez kılmak için ne kadar çaba göstermem gerekirdi? Sizce bu hayalimin gerçeğe dönüşebilmesi için külkedisi mi olmam gerekiyor?

Bu yazı toplam (620) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?