Yükleniyor...
Bedriye Yıldızeli

Bedriye Yıldızeli

bedriyeyildizeli@gmail.com

Yeni medya düzeninde sıradan muhaliflere de yer yok

09 Ocak 2012 Pazartesi Saat 20:39

Yeni medya yapısında artık sıradan muhaliflerin dahi tutunma şansı bulunmuyor. Son örneği Habertürk'te yaşanan işten çıkarmalara, hem bu gözle hem de gazetecilerin sınıfsal konumu üzerinden bakmak gerekiyor.

Türkiye'de medyanın sansür konusunda yüklü bir mirasa sahip oluşunun en son örneğini Uludere katliamında gördük. Medya, Uludere katliamının haberini 17 saat sonra verdi. Hatta bu durum, bazı ayrıntıların açığa çıkmasından sonra anlaşıldı ki, sansürden daha korkunç olan otosansür nedeniyle meydana geldi. Katliamın fotoğrafları bile elinde olan haber merkezleri, haberi duyurmak için resmi kurumlardan yapılacak açıklamayı ve hükümetin "olur"unu bekledi.

Muhalif gazetecilere ve doğru haberciliğe yönelik baskının ne türden boyutlar içerdiği de, en yakın tarihten, Ergenekon soruşturması kapsamında açılan Odatv Davası ve geçtiğimiz günlerde KCK soruşturması kapsamında 36 gazetecinin tutuklanması ile örneklenebilir.

İşten atılmalar veya medyanın farklı renkleri arasında yapılan geçişler ise, artık ülkenin gündelik konularından biri haline gelmekle beraber, yine de her biri ayrı "heyecan" yaratan gelişmeler... En son, Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni ve Habertürk gazetesi köşe yazarı Yiğit Bulut ile aynı gazetenin bir diğer köşe yazarı Ece Temelkuran, bir gün arayla işten atıldılar.

Habertürk bir AKP'ciyi bir de muhalifi kovdu, kafalar karıştı
Bu defaki işten atmaların ayırdedici bir özelliği, Yiğit Bulut gibi, Doğan Medya Grubu'ndan ayrılıp Ciner Holding'in sahibi olduğu Habertürk'e geçtiğinden bu yana, görülmemiş bir AKP savunuculuğuna imza atan bir ismin kovulması idi. Habertürk grubunun patronu Turgay Ciner'in Akkuyu nükleer santrali ihalesini alabilmek ve holdingin diğer girişimlerini iktidarın gölgesinde büyütebilmek için, gazetenin yayın hayatına başladığı günden bu yana kıblesini çevirdiği AKP'den uzaklaşmak olmadığına göre, Yiğit Bulut'un işten atılmasına başka bir neden arama gereği ortaya çıktı. Bulut'un işten "kişisel nedenlerle" çıkartıldığına ilişkin söylentiler bulunduğunu da hatırlatalım.

Yiğit Bulut'un kovulmasından tam bir gün sonra, Habertürk köşe yazarı Ece Temelkuran'ın da işine son verildiği ortaya çıktı. Bu gelişme, Temelkuran'ın twitter hesabında, "ilk önce benden duyun isterim. Habertürk benimle de yolunu ayırdı. Bütün çalışma arkadaşlarıma başarılar dilerim" mesajını yazmasıyla ortaya çıktı. Temelkuran'ın, "benimle de" şeklinde vurgu içeren ifadesi, Yiğit Bulut ile kendisinin işten atılmasının sanki aynı planın bir parçası olduğu izlenimi uyandırması nedeniyle dikkat çekti.

Temelkuran, sosyal medyada, kişisel internet sitesinde veya başka herhangi bir haber mecrasında meselenin içyüzüne dair bir açıklama yapmadı. Açıklama yapmadığı gibi, bağımsız ve muhalif gazeteciliğin yargılandığı ve kendisinin de bir süredir Tunus'ta yaşamasına rağmen twitter yoluyla duyurularını yaptığı Odatv Davası sürdüğü sırada, yargılananların da yararına olacağı gerçeği ortadayken, kendi durumunun tartışılmasını nedense tercih etmedi. Bu duruma ilişkin sessizliğin merkez medyada olduğu kadar muhalif basında da hüküm sürmesinde, işten çıkarmalar karşısındaki "heyecansızlık"tan ziyade Temelkuran'ın sessizliğinin payı olduğunu ileri sürmek çok da yanlış olmayacak.

"Kim kimin için feda edildi" sorusu yerinde bir soru mu?
Aynı gazetenin farklı köşelerinde biri AKP'ye övgüler düzerken diğeri muhaliflik yapan iki medya figürünün aynı anda işten çıkarılması konusunda daha çok şaşırmamıza yola açabilecek tek sebep, Yiğit Bulut'a neden kıyıldığı olsa gerek.

Temelkuran, kovulduğunu açıklamadan önceki "Velev ki" başlıklı son köşe yazısında Erdoğan'ın partisinin grup toplantısında Uludere katliamı ile ilgili yaptığı konuşmayı eleştirmişti. Bir kesim Temelkuran'ın kovulmasını bu yazıya bağlarken, bir başka kesim ise Yiğit Bulut'un kovulması ile bağ kurarak, "Temelkuran'ın kovulması, Yiğit Bulut'un feda edilişini dengelemek amacıyla gerçekleştirildi" veya tersinden, "Yiğit Bulut'un feda edilmesi, Temelkuran'ın kovuluşunu dengelemek amacıyla gerçekleştirildi" yorumlarında bulundu.

Bu iki yorumun, üzerinde herhangi bir görüş bildirmeye değer bir yanı olmadığı ortada. "AKP'nin bir yandaş gazeteciye karşılık bir muhalifi ipe götürmesi" gibi bir durum ise daha önce yaşanmadığı için söz konusu değil. Öyleyse... Bu kovulmaların izinden giderek, başka bir tartışmaya girmek gerekli oluyor.

Hâlâ "medyada yeni düzenleme" olarak görmek mümkün mü?
Son gelişmeleri yorumlarken, "Ece Temelkuran'ın işten çıkarılmasını, medyanın yeniden düzenlenmesi kapsamında görmek mümkün mü" sorusu akla geliyor.

AKP'nin iktidara gelişinden bu yana yıllardır tartışılan bir gündem, medya düzeni üzerinde AKP tahakkümü... Son dönemde ise, hâlâ "medyada yeni düzenleme"den bahsetmenin, AKP'nin medya üzerindeki tahakkümünü neredeyse tamamen kurduğu zaman kesitinden öncesinin referansları ile düşünmeye ve yorumlamaya çalışmanın artık doğru bir yol olup olmadığı sorusunu akla getiren gelişmeler yaşanıyor.

Bu dönemi belirleyen asıl olgunun, sıradan muhalifliğe bile yaşam hakkı tanınmaması olduğu anlaşılıyor. AKP iktidarı eliyle yürütülen soruşturmalar ve operasyonlar sonucu ülkenin yaşadığı dönüşüm, her bakımdan ortalamaya seslenen kişilerin dahi medyada kendilerine yer bulamaz hale gelmesine yol açıyor. Son aylarda, birtakım isimlerin yıllardır çalıştıkları çeşitli basın-yayın kuruluşlarındaki işlerinden olmaları ile ilgili tartışmalar gündemde önemli bir yer tuttu. Akla ilk gelen örnekler, Doğuş Yayın Grubu'na satılmasının ardından Star TV'den ayrılan Uğur Dündar ile "Şike Yasası"nın Cumhurbaşkanı tarafından meclise iadesiyle ilgili olarak AKP milletvekili Şamil Tayyar'ı eleştirince çok sert bir karşılık görmesinin ardından Çalık Holding bünyesindeki Sabah ve Fotomaç'taki yazılarına son veren Rıdvan Dilmen... Türkiye'de medya üzerindeki tahakküm artık o boyuta geldi ki, Rıdvan Dilmen gibi, Uğur Dündar gibi ortalamaya seslenen kişilerin bile kendilerini baskı altında hissettikleri ve işten ayrılmak zorunda bırakıldıkları görülüyor.

Son dönemin işten çıkarmalarını, ele geçirilmiş bir medya düzeninde yapılan son rötuşlar kapsamına sokmak ve kalan son muhaliflerin de sıradan muhalifler oldukları gerçeğini dile getirmekte artık daha açık olmak gerekiyor.

Tanınan muhalifler dışında basın emekçileri neden haber olmuyor ya da gazetecilerin sınıfsallığı?
Bir yandan da, yerleşik medya düzeninin tartışmayı sevdiği ve "medya dedikoduları" kategorisinde gündeme taşıyarak yayınlarının okunma oranlarına katkı sağladıkları bu tür haberler dışında, gerçekten habercilik yapıp "kazara yayımlanan" haberleri ile düzenin pisliğini ortaya seren muhabirlerin işlerinden atılmaları, aynı yerleşik medya düzeni nezdinde haber değeri içermiyor ve gündeme gelemiyor.

Ve bu durum, medyadaki konumu itibarıyla tanınılırlığı yüksek olan Ece Temelkuran ve benzeri isimlere tepkilerin de ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Bizzat medyanın içinden yükselen bir tartışmada, "büyük medya gruplarında çalışan köşe yazarları ve televizyon programcılarının işsiz kaldıklarında kendilerine mutlaka başka bir mecrada yer bulacaklarını ama isimsiz basın emekçilerinin böyle bir şansı olmadığı için daha da fazla baskı altında tutuldukları"nın dile getirilmeye başlandığı görülüyor.

Örneğin, NTV'den kovulan Banu Güven'in başka herhangi bir basın-yayın kuruluşunda çalışmadan habercilik mesleğini kendi olanaklarıyla sürdürme ve etkili olabilme şansına sahip olmasını köşesinde gündeme getiren Ece Temelkuran'ın, işsiz kalacak tüm basın çalışanları için Banu Güven'i örnek göstermesi tepki çekmiş, medyadaki kıyıma ilişkin tartışmalara sınıfsal etkenler dahil edilmediği sürece, söylenenlerin havada kaldığı vurgulanmıştı.

Basın emekçilerinin sessiz sedasız gerçekleşen işten atılmalarına bir örneği yine Habertürk gazetesinden vermek mümkün. Habertürk gazetesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ihalelerini konu alan ve belediyenin Deniz Feneri ile bağlantısını ortaya çıkaran deneyimli muhabir Ercan Sarıkaya'nın da işine son vermişti. "AKP'yi üzen" basın emekçilerinin işten atılmasının sadece muhabir Ercan Sarıkaya ile sınırlı olmadığını da eklemek gerekiyor.

Bu yazı toplam (586) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?