Yükleniyor...
Erdal Uzunoğulları

Erdal Uzunoğulları

kitapkurdu1967@hotmail.com

Benden söylemesi: Köpeklere dokunan yanar!

05 Ekim 2010 Salı Saat 23:43

Kuranı Kerim’de EN’AM Süresi 38. Ayeti derki; ‘’Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap’ta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler.’’Sevgili Bizim Darıca Gazetesi okurları bu hafta da sizlere ilginç bir konudan bahsetmeye çalışacağım. Özellikle dinimizin ve insanlığın gereği olan hayvan sevgisini ve birlikte bir şekilde yaşamamız gerektiğini hatırlatmaya çalışacağım. İnsanlara en yakın dost arkadaş olan hayvan hangisidir desem hemen hemen herkes köpeklerdir der. Ama bu köpeklere hak ettikleri önemi verebilmiş miyiz acaba? Bakalım ve görelim o zaman. Köpekler, uzun yıllar İstanbul’un günlük hayatının ayrılmaz parçaları olmuş, bir canlıyı öldürmenin günah olduğuna inanıldığı için de nesilleri asırlar boyu beraber yaşamışızdır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul\'da bin kadar köpeğe kıyıldığı, Sultan 1. Ahmet döneminde köpeklerin toplanarak Üsküdar\'a sürüldüğü tarihçilerce belirtiliyor. İstanbul köpekleri ilk toplu sürgünlerinden birini 19. yy.ın ilk çeyreğinde 2.Mahmut zamanında yaşadı. Bir İngiliz’i öldüren bu köpeklerden kurtulmak isteyen ilk Padişah 2. Mahmut olmuş ve bunları toplatarak Sivriada’ya yollatmak istemiş. Padişah İstanbul\'da ne kadar köpek varsa yakalanıp adaya gönderilmesini buyurdu birkaç gün boyunca şehirde belki de tek bir hayvan kalmadı! 19. yüzyılda İstanbul\'da 40 ila 50 bin sokak köpeği olduğu tahmin ediliyor. Halk  ‘’Köpekleri taşıyan tekneler karaya oturunca bu olay Allah\'ın bu uygulamaya karşı çıktığı şeklinde yorumlanmış ve plandan hemen vazgeçilmiş’’.  Ama uğursuzluk da sonradan geldi: Mısır Valisi Kavala’lı Mehmet Ali Paşa\'nın oğlu İbrahim Paşa\'nın ordusu Kahire\'den kalktı Kütahya\'ya kadar girdi. Haziran 1910 yılında ise ‘‘köpek meselesi’’ni çözmeye bu defa da İstanbul ‘‘Şehremini’’ yani Belediye Başkanı Suphi Bey soyundu: Kimseyi hiçbir zaman ısırmamış olmalarına rağmen katliamların en iğrencine mahkûm edildiler. İstanbul’daki serseriler işsiz güçsüzler ve haydutlar görevlendirildi bu işe. Bunlar işlerini demir kıskaçlarla yapıyorlar zavallı kurbanlarını boyunlarından ayaklarından ya da kuyruklarından yakalıyorlar ve onları rastgele kan revan içinde Hayırsız ada’ya (Sivri Ada) götürecek olan gemilere atıyorlardı. Birkaç gün içinde 80 bin civarında köpek mecburi bir ada yolculuğuna mahkûm edildiler. Hayırsız ada sadece kayalıktı İçecek bir damla su, dikili tek bir ağaç bile yoktu ve 80 bin köpeğin feryadı söylendiğine göre geceleri İstanbul\'dan bile işitilir olmuştu. Adanın yakınlarından bir kayık geçerken hepsi kıyıya geliyorlardı ve yürekleri parçalayan iniltileri duyuluyordu. Kayıkları ve insanları ne kadar uzakta olursa olsun gördüklerinde bütün saflıklarıyla yardıma çağırıyorlardı.  Sesleri birkaç gün sonra kesildi köpekler orada açlıktan ve susuzluktan öldüler belki de bilinçlerini yitirdiklerinden birbirlerini yediler. İstanbul halkının beklediği uğursuzluk da gecikmedi: Balkan Savaşı patladı.
Pierre Loti, 1910′ daki köpek katliamını şöyle anlatıyor: “Bu ülkeye II. Mehmed’in ordularının ardından gelen köpekler 4–5 asırlık sadakatten sonra kimseyi ısırmamış olmalarına karşın katliamların en iğrencine mahkûm edildiler. Hiçbir Türk Hilal’e uğursuzluk getireceği söylenen bu onur kırıcı görevi üstlenmek istemedi. Bu yüzden serseriler ve haydutlar görevlendirildi’’ 1655′te İstanbul’u ziyaret eden Fransız seyyah Jean de Thevenot, İstanbulluların köpekleri nasıl koruduğunu, hatta bazı zenginlerin vasiyetnamelerinde sokak köpeklerinin beslenmesi için nasıl özel kaynak tahsis ettiklerini anlatır. Aslında 1910′lara varmadan çok önce, yani 1872′de bu defa Gelibolu’da birkaç kuduz vakasına tesadüf edilir. Köpekler tarafından ısırılan bir kadın ve bir çocuk kudurur. Köpekler halk tarafından öldürülürse de, mikrop diğer köpeklere de bulaşmış olduğu için kuduz hadiseleri birbirini kovalamaktadır. O sırada Namık Kemal, çiçeği burnunda bir mutasarrıf olarak görevinin başındadır. “Vatan şair”imiz duruma hemen el koyar. Halkın tepkisi yüzünden hayvanları zehirleyerek öldürmek imkânı yok, kuduz aşısı da henüz icat edilmemiş. Ne yapılabilir? Köpekleri, üremelerini önlemek amacıyla erkek ve dişi olarak ayrı ayrı yerlere gönderir. Bir kısmını Gelibolu’nun üst tarafında Galata Burnu denilen ıssız yere, diğer kısmını da karşıda Lâpseki’ye (Çanakkale) yollar. Fakat köpeklerin ahı mı tutar ne, Namık Kemal’in bu ilk icraatı aynı zamanda son icraatı olur. Namık Kemal’in Gelibolu’daki köpekleri, o tarihlerde Cezayir-i Bahr-ı Sefid (Akdeniz Adaları) valilerinin idaresinde bulunan Lâpseki’ye gönderilmesini Vali Kayserili Ahmet Paşa, kendisine hakaret manasına alır. Epeyce geniş yetkileri olan bu vali, Namık Kemal’i İstanbul’a şikâyet eder ve görevinden azlettirmeyi başarır. Son söz olarak hayvanı sevmek, aslında doğayı sevmek demektir. Tasavvuf bilimine kendi damgasını vurarak belirleyici rol oynayanlardan biri olan miskin derviş Yunus,  insanı şaşırtan yaklaşımını şöyle dile getirmiştir: “Yaratılmışı severiz Yaratan’dan ötürü. “ Bu ifade hayvan sevgisini de ortaya koyan anlamlı bir hatırlatmadır. SAYGILARIMLA.

Bu yazı toplam (1144) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?