Yükleniyor...

Gurbette Başaran Kadınlarımız

Gurbette Başaran Kadınlarımız
  • Gurbette Başaran Kadınlarımız
  • Gurbette Başaran Kadınlarımız
  • Gurbette Başaran Kadınlarımız
  • Gurbette Başaran Kadınlarımız
  • Gurbette Başaran Kadınlarımız
21 Haziran 2013 Cuma Saat 02:00

RÖPORTAJ

Bu ay ki konuğumuz dünyanın dört bir yanından insanları kendine çeken, özgürlükler ülkesi Amerika Birleşik Devletleri’nden …

Röportaj: Müzeyyen Topçu TAN

Bu ay ki konuğumuz dünyanın dört bir yanından insanları kendine çeken, özgürlükler ülkesi Amerika Birleşik Devletleri’nden

Türkiye’de ki kariyerini tamamladığını düşünüp, yurt dışı tecrübesi için gittiği Amerika’da kendi şirketini kurup, başarılara imza atan Esra Öziskender ile Amerikada yaşamanın avantaj ve dezavantajlarını konuştuk.

Esra Hanım, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Karabük doğumluyum. İlkokulu Hendek – Sakarya’da, Liseyi Kadıköy İstanbul Anadolu Lisesi’nde okudum. İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümünü bitirdikten sonra gene aynı üniversitede, İnsan Kaynakları yüksek lisansı yaptım. Halen Çalışma Ekonomi’sinde doktora ögrencisiyim. Yaklasık 20 yıllık bir insan kaynakları deneyimim var, bunun 10 yılı Türkiye’de özel sektörde, yerli ve yabancı firmalarda, 10 yılı da Amerika’da çeşitli firmalarda geçti. Bir yandan da, 2005’den beri kendi şirketimi idare ediyorum. İnsan kaynakları danışmanlığı ve eleman bulma hizmeti veriyorum.

Neden Amerika?

Türkiye'de kariyerimde gelebilecegim en üst noktaya geldiğimi düsünüyordum ve bundan sonraki adım yurt dışı iş tecrübesi olabilirdi. Son işyerimde, işim gereği 11 ülkeye seyahat etmistim. Amerika dahil. Insan kaynaklari alanındaki birçok yenilik de oradan geliyordu. O nedenle Amerika'da yaşama ve calışma tecrübesinin Avrupa'ya nazaran daha degişik olacağını düşündüm. Aslında geldikten sonra, düşüncelerimde haklı olduğum da ortaya çıktı çünkü burada sadece Amerika'daki iş tecrübesine önem veriyorlar. Avrupa veya diğer dünya ülkelerindeki iş tecrübelerini takdir etmekle beraber, burada iş tecrübesi olmadığı müddetçe hep bir eksiklik oluyor. Buradaki iş yapma sistemi ve iş alışkanlıkları gerçekten cok kendine özgü. Bir de gözlemlediğim en önemli olay teknolojiyi bütün dünyaya satıyorlar ama kendileri önce bütçelerini düsünüyorlar, Mecbur kalmadıkça sistemlerini cok fazla yenilemiyorlar. Bu bağlamda cok gelenekci bir toplum. Mesela inşaat sektöründe halen daktilo ile doldurulan formlar vardır. Elektronik daktilosu calıştığı müddetçe, firma bu formu bilgisayar ortamına aktarmıyor. Buna karşılık mesela Turkiye'de gercekten ihtiyaç olup olmadığına cok fazla bakılmaksızın yeni teknolojileri şirkete uyarlamakta cok daha hızlı davranıyorlar.

Sizce Amerika’nın dünyanın dört bir yanından insanları kendine çekmesinin sırrı nedir?

Özgürlükler… Burası bir özgürlükler ülkesi. Dilediğiniz herşey olabilirsiniz yasal sınırlar içerisinde ve de kendinize ve çevrenize zarar vermeden tabi ki. Karışanınız, görüşeniniz olmaz. Kimse size takip edip dedikodunuzu yapmaz. Kimse sizin hayatınıza burnunu sokmaz. Son derece özgür ve rahattır insanlar. Bir de burdaki yaşam diğer ülkelere göre daha relax bir yaşamdır. Herşey rahatlık ve insanların rahat etmesi üzerine kurulmuştur. Az bir gelirle bile lüks ve rahat bir hayata kavuşabilirsiniz. Bir garson maaşı ile aile gecindirip, güzel bir evde oturup, güzel bir araba alabilirsiniz. Dünyanın birçok ülkesinde bu mümkün değildir. Ayrıca insanlar birbirlerini yaptıkları işlere göre küçük görmezler. Bu da göçmenlere büyük rahatlık verir. Ama bu özgürlük ve rahatlığın olumsuz yanı yaşlanınca ortaya çıkar. Dünyanın en yalnız yaşlıları bu ülkededir. Kimse ilgilenmediği için çok fazla yaşlı bakım evi vardır. O nedenle göçmenlerin büyük çoğunluğu yaşlandıktan sonra kendi ülkelerine geri dönerler.

Amerika’ya taşınmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?

Bir kere her isteyen Amerika’ya taşınamıyor. Öncelikle oturma ve/veya çalışma hakkının olması lazım ya da öğrenci vizesi ile gelmesi lazım. O nedenle öncelikle kısa süreli bir seyahat düzenleyip gelip bir bakmalarını öneririm. Davulun sesi uzaktan hoş gelir. Gidip görmeden taşınmak bazı kültür şokları yaratabilir. Gerçi artık günümüzde internet ve medya sayesinde hemen hemen her bilgiye ulaşmak mümkün. Eskisi gibi illaki giden birilerini bulup bilgi almak gerekmiyor, dünyamız küçüldü. O nedenle internet üzerinden de kapsamlı bir araştırma yapılabilir. Amerikan hükümeti her sene yeşil kart çekilisleri ile dünyanın her yanındaki göçmenlere oturma ve calışma izni veriyor. Bu çekilişlere katılmak mümkün ancak çok katılım olduğundan çıkma şansı da düşük. Ben 11 kere katılıp hala cıkmayanları tanıyorum mesela. Ama ilk seferinde cıkanlar da var. Tam bir kumar yani. O nedenle eğer elinizde oturma ve çalışma izni yoksa diğer yollarla gelseniz bile bu ekonomik kriz ortamında uzun sürede tutunmanız mümkün olmayacaktır.

Amerika’daki Türklerin iş ararken en çok karşılaştıkları sorunlar nelerdir?

Türklerin diğer tüm göçmenler gibi ilk problemleri yasal statü problemi tabi ki.

En büyük problemi H1B dediğimiz çalışma vizesi alacak bir sponsor firma bulma konusunda yaşamaktadırlar. Eğer hali hazırda vatandaş veya yeşil kartlı değillerse…  İkinci problem deneyimlerin transfer edilememesidir. Özellikle Türkiye veya Avrupada iş deneyimine sahip olmuş adaylar buraya geldiklerinde %90 iş hayatına hemen hemen sıfırdan tekrar başlamak zorunda kalıyorlar. Bu durumdaki adaylara benim tavsiyem mütevazı olma etkeni diyeceğim. Kendilerini bunun geçici bir süreç olduğuna alıştırmaları ve birkac yıl tecrübe kazandıktan sonra Amerikan piyasasında kendilerine daha uygun islere yönelebileceklerine inanmalarıdır;.
Üçüncü problem Amerikada iş arama tekniklerini çok iyi bilmeyip, Türkiye’de iş aradıkları gibi iş aramaya kalkmalarıdır. Hedefe yönelik resume (özgeçmiş) yazmalar gerekiyor. Genelde adaylarımız tüm deneyim ve bilgilerini biraraya getiriyorlar ancak resumeye baktıgınızda bir bütünlük göremiyorsunuz. Bunda iki etken var birincisi bizim ülkemizde uzmanlaşmadan ziyade işletmenin her alanından anlayan çalışanların daha makbul olması ikincisi de Türkiye’de resume deyince hedefe yönelik resumeden ziyade tüm geçmiş eğitim ve deneyimlerin biraraya getirilmesidir. Ayrıca okullarda bilinçli bir kariyer yönlendirilmesinin daha okurken yapılamaması adayların ileride bocalamalarına sebep oluyor. Ben çok Türk adaya rastladım ki mezun olup bir iki sene iş deneyimleri olmalarına rağmen hala daha hangi konuda uzmanlaşacaklarına karar verememişlerdir. Genelde Amerikalı adaylarda bunu görmüyorsunuz
Dördüncü problem, dil problemi tabi ki. Her ne kadar yabancı dille eğitim veren okullardan da mezun olsalar günlük hayatta çok kullanmadıkları için bir akıcılık olmuyor bu nedenle bazı adaylar eğer şartları müsaitse önce dil problemini halletmeye yönelip, İngilizcelerinin akıcı olduğuna inandıklarında iş aramaya başlıyorlar.

Networking eksikliği, Networking bizim ülkemizde daha değişik genelde tanıdıklarla eş dostla yapılan bir networking var. Burda ise eğer ortak bir payda yaratabiliyorsanız hiç tanımadığınız insanlarla da networking yapabilmeniz çok doğal karşılanıyor.
Türk adayların iş aramaya başlamadan önce piyasayı iyi tanımaları, iyi bir kariyer planına sahip olmaları, Amerika’da ne yapmak istediklerini iyi değerlendirmeleri, Türkiye’ye dönüp dönmeyi düşünmediklerine göre bir kariyer planı cıkarmaları, gerekirse iki veya üç değişik resume ile hedeflere yönelik olarak iş aramaları gerekiyor.

Bu konularda biz de adaylara destek oluyoruz.

Amerika’daki hayat ile Türkiye’deki hayatın en belirgin farklılıkları nelerdir?

Türk halkı sosyal hayat odaklı yaşar. Bizim için aile, eş, dost, arkadaşlar, çevremiz cok önemlidir ve toplum tarafından saygı duyulmak, kabul görmek, iyi bir çevreye sahip olmak da çok önemlidir bu bağlamda. Ancak Amerika’da hayat iş odaklıdır belki de kapitalizmin beşiği olmasından dolayı böyle. Akşam saat 21.00’de yatan Amerikalılar çoktur mesela. Ben bu saatte yatan herhangi bir Türkle tanışmadım henüz. Türklerin bir işten önce bir de sonra hayatı olur. Hayatı doya doya yaşarlar, yaşamaya çalışırlar. Amerikalılar için haftanın beş günü sadece iş vardır hayatlarında. Ancak Cuma akşamından başlayarak Pazartesi’ye kadar biraz relax olup eğlenceye ve dostlara, akrabalara, aileye ve sosyal aktivitelere vakit ayırırlar. Ben bunu böyle söylediğim zaman Türkiye’deki arkadaşlarım “ne var yani biz de hafta içi calışmaktan başka birşey yapmıyoruz” diyorlar. Haklılar da biz çok çalışan bir milletiz ancak bu farkı anlatmak çok zor. Amerikalılar hakkaten hafta içi işten başka hiçbirşey düşünmüyor. İşten geliyor, gazetesini okuyor, yemeğini yiyor, biraz televizyon seyrediyor ve erkenden uyuyor ki sabah erken ve dinç kalkabilsin. Yıllar önce ben daha taşınmadan daha önce gelip burda yaşamış olanlara sorardım Amerika nasil bir yer diye. Amerika robotlar ülkesi derlerdi. Orda işten başka birşey yok. Sabah akşam robot gibi calışırlar. Tabiki o kadar abartılı bir şekilde değil ama burası şirket gibi yönetilen bir ülke olduğundan iş hayatı herşeyden önce gelir. Önce iyi bir işiniz ve geliriniz olmak zorunda yoksa kendinizi her an sokakta ve kimsesiz bulabilirsiniz. Bizdeki gibi akraba bağları çok kuvvetli değildir, bireysel yaşarlar, bunun sonucunda da başlarına bir felaket gelirse çoğunlukla tek başlarına ayakta kalmak zorundadırlar.

Amerika’da yaşamanın en zor tarafı nedir?

Kendi kültürünü koruyabilmek. Hem Amerikalı olmaya çalışıyorsun hem de kendi kültürünün kimliğini kaybetmemeye çalışıyorsun. İşte bu çok zor. O nedenle belli  yetişkin olarak göç eden birçok insan bu konuda çok bocalar ve hep iki ülke arasında kalır. Ne tam olarak Türksünüzdür artık ne de tam olarak Amerikalı… Ayrıca çocuklara Türk kültürünü öğretmek, sürekli Türkçe konusmalarını sağlamak, örf ve adetlerimizi öğretmek çok zordur. Sırf bu yüzden vatanına geri dönen çok insan vardır. Bir de tabi Türkiye’ye çok uzak olması. Bir Avrupa ülkesi gibi 3-5 saatlik bir uçuşla gitmeniz mümkün değil. Çok uzun bir uçak yolculuğu ve çok pahalı bir seyahat planı yapmanız lazım. Hele ki dört kişilik bir aile iseniz 5-6 bin doları gözden cıkaracaksınız bir seyahat için. O nedenle Avrupalı göçmenlere nazaran Amerikalı göçmenler seyrek seyahat ederler ülkelerine.

Amerika’da yaşamanın güzel tarafları nelerdir?

Daha önce bahsettiğimiz gibi özgürlük, rahatlık, doğal güzelliklerinin çok fazla ve çok güzel korunmuş olması mesela burası bir milli parklar cennetidir. Herşeye kolayca erişebilirsiniz. Teknolojiyi dünyaya satan ülkedir. Hayat burda ucuzdur. Herşeyin hem en pahalısı, hem de en ucuzunu bulabilirsiniz. Toplumsal sınıf farklılıkları en azından yüzeysel olarak kalkmıştır. Sizinle hangi sınıfa ait olduğunuz için değil, kim olduğunuz ve görüşleriniz için sohbet ederler, dikkate alırlar. İnsanlar çok rahat ve doğaldır, fazla gösterişi sevmezler ve ilgilenmezler. O nedenle bu rahatlık bazen giyim kuşamına çok düşkün olan Avrupalılar tarafindan eleştirilir. Mesela pijamasının üstüne montunu giyip markete alışverişe giden bir Amerikalıya rastlamak çok olağandır burda. Eğitim – öğretim imkanları sınırsızdır ve her yaşta bu imkanlardan yararlanabilirsiniz. Kendi işinizi yapmak kolaydır ve devlet çok destek olur. Her türlü kaynağa ulaşmak mümkündür ve kaynaklar çok fazladır.

Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederiz, Esra Hanım.

Ben teşekkür ederim. Daha fazla bilgi almak isteyen veya iş ve eleman arayanlar, Amerika veya Türkiye’de bize basvurabilir. İstanbul’da da bir şubemiz var.

HRLink Consulting, Inc.

hr.link@yahoo.com

esra@hrlinkconsulting.com

www.hrlinkconsulting.com

Bu haber toplam (1132) defa okunmuştur
Yorum Ekle

Haber Yorumları ( 0 )

Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?