Anksiyete, kişinin genel strese karşı mücadelesinin bir ifadesi olarak kabul edilen, hem psikolojik hem de fizyolojik parametreleri olan bir durumdur.
Psikolojik belirtiler; kuruntu, korku, kötü bir şey olacağı endişesi, panik, yok olma duygusu, irritabilite, yorgunluk, bitkinlik, uykusuzluk ve konsantre olmada güçlüktür. Fizyolojik belirtiler; baş ağrısı, baş dönmesi, sersemlik, çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı, sık idrar yapma, motor gerginlik, huzursuzluk, paresteziler ve ağız kuruluğudur. Klinik bulgular ise; terleme, soğuk ve nemli deri, taşikardi, aritmi, yüzde kızarma veya solgunluk, refleks canlılığı, titreme, kolay ürperme ve yerinde duramamadır.
Ağrı ve anksiyetenin kontrol edilmeye çalışılması diş hekimliği mesleğinin ilk ortaya çıkışından beri en önemli problemlerinden birisini oluşturmaktadır. Bu amaca yönelik birçok yöntem ve ajanın geliştirilmesiyle başka yollar ile tedavi edilebilmesi mümkün olmayan aşırı kaygılı hastalar, kooperasyon kurulamayan çocuklar, mental retardasyonlu hastalar veya fiziksel özürlü kişiler gibi birçok insanın ağız sağlığı kazanmasına imkan sağlanmıştır.
Diş hekimliği pratiğinde de hekimler bazı hastalarda korku ve kaygı reaksiyonları ile karşı karşıya kalabilmektedirler.Bu tip reaksiyonlarının gelişmesinde hastaların geçmişte maruz kaldığı ağrılı ve travmatik diş tedavisi deneyimleri, mali kaygı, hekimin hastaya yaklaşımı, özellikle çocuk hastaların aile fertlerinde veya yakın çevresinde sergilenen davranışları örnek alması ve ebeveynlerin diş tedavisi ile ilgili yaptığı yorumlar büyük rol oynamaktadır.
Bunlara ek olarak, dental tedavi sırasında kullanılan aletler, tedavi öncesi bekleme odasında bekleme korku ve kaygının artmasında etkili faktörlerdir. Hastalarda korku ve kaygıya en fazla neden olan etkenler; enjektörün görülmesi, enjeksiyon işlemi ve aerotör kullanımıdır. Bireylerde oluşan korku ve kaygı tedavi için randevu almayı ertelemelerine, randevuya gitmemelerine veya kontrollere düzensiz gitmelerine neden olmaktadır.
Bu gibi durumlarda da hekimlerin bu hastalara tedavi için daha fazla zaman ayırmaları gerekmektedir. Hastaların şikayetlerinin dinlenmesi ve tedavi öncesi uygulanacak işlem hakkında hastalara bilgi verilmesi korku ve kaygının azaltılmasında etkilidir. Korku düzeyi çok yüksek olan hastalarda sedasyon uygulanabilir.
Fakat sedasyon bir ağrı kontrol yöntemi olmayıp, yalnızca işlem sırasında anksiyetenin hafifletilmesini sağlar. Yapılacak dental tedavi için gereken lokal anestezi ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Sedasyon, kontrol altına alınamayan hipertansiyon ve taşikardiye bağlı olarak başarısız olabilmektedir.
Bu nedenle sedasyon yapılmadan önce hastadan iyi bir anamnez alınmalı, sistemik durumu ve sosyal durumu hakkında bilgi edinilmelidir. Aynı zamanda birçok araştırıcı da yaptıkları araştırmalarında aftöz stomatit, liken planus gibi çeşitli ağız yaralarının etyolojisinde anksiyete ve stresin rol oynayabileceğini göstermişlerdir.
Diş hekimine başvuran bireylerde anksiyete, hem hekim hem de hasta açısından tedavi sırasında güçlüklere neden olmaktadır. Bu nedenle anksiyetenin tedavi öncesi belirlenmesi, hastanın anksiyete düzeyinin azaltılmasına ve hekimin gerekli önlemleri alarak daha başarılı bir tedavi yapmasına olanak sağlar.